Tarihçe

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, Silivri Yoğurdu ile kapsamlı bir araştırma yazısı yayımladı. Mimar Beril Sarısakal’ın çalışması bir gastronomi mirası olan Silivri Yoğurduna ve tarihine ışık tutuyor:

“Matlubü’l-mikdar susuz sütü kalaylı
temiz tencerede bir taşım kaynatıp
indireler. Badehû işbu sütü bir çömleğe veyahut kâselere taksim edip
harâretini yoklayalar. Tamam parmak
dayanma mertebesine geldikde
çömleğe bir iki kaşık eski yoğurt veyahut
her bir kâseye birer kaşık yoğurt
koyup kaşığın sapı ile karıştırasın.
Altına bir mikdar saman veyahut
diğer bir şey ve üzerine yine kalınca
bir örtü ile beş on saat terk olundukda
pek nefis ve kati yoğurt olur.”


1844 yılında Mehmed Kâmil tarafından
yayımlanan ilk Türkçe yemek kitabındaki
bu tarif, yoğurdun pek tartışmalı
kökenine ışık tutmasa da paylaşılamayan
bu yiyeceğin Türk yemek
dünyasındaki önemini kanıtlar
niteliktedir. 20. yüzyıla gelindiğinde
ise Silivri markasıyla ünlenen yoğurt,
sofralarda yerini almadan önce
büyük yarışlarda başrol oynar hale
gelir: Mahsulüne güvenen ustalar
yoğurt kaplarını Boyacı Bayırı’ndan
aşağı yuvarlarlar; dökülmeden, bozulmadan
aşağı inen yoğurt, yarışın
kazananı olur. Böylece aradan geçen
yüz yılda süt, saray mutfağının kaynayan
kazanlarından halkın arasına
“Silivri’m Kaymak!” diye çığıran yoğurt
satıcılarının karavanalarına geçiş
yapar. Doğal bir liman oluşu nedeniyle tarih
boyunca önemini koruyan Silivri
bölgesi, Osmanlı İmparatorluğu
döneminde de gerek önemli ticaret
yolları üzerinde bulunması, gerekse İstanbul’a olan görece yakınlığı sebebiyle bir uğrak yeri haline gelmiştir.


Bunun yanı sıra verimli toprakları
sayesinde tarıma elverişli olan Silivri,
sarayın zahiresinin karşılandığı bölge
olarak da kayıtlara geçmektedir.
Silivri’de tarım ve hayvancılığa bağlı
olarak yapılan süt ve süt ürünleri
imalatının bir ayağı da yoğurt üretimi
olmuş, Silivri yoğurdu ülke çapında
tanınır hale gelmiştir. 1940 tarihli Silivri
Yoğurtçuluğu adlı çalışmasında
Zeki Öztanrısever, Silivri’de 19. yüzyılın
sonlarında üretilmeye başlanan
yoğurdun geçen birkaç on yılın ardından
üreticilerinin bir kısmını Türkiye
ile Yunanistan arasında gerçekleşen
mübadele sonucu kaybettiğini, ancak
Drama, Nasliç, Selanik, Serez gibi bölgelerden
kasabaya gelenlerin ve kasaba
yerlilerinin bu sanatı öğrenmesi
ile yoğurt üretiminin sürekliliğini koruduğunu belirtmektedir.
Osman Ferid Uyguç’un yayımladığı
Yoğurtçuluk kitabında “Sütü bol


olan yerlerimizin meşhur yoğurtları vardır… Bu yerlerden en meşhurları
Silivri ve civarıyla Bandırma vesaire yerlerdir. Marmara’nın şimal sahilinde
çıkan Silivri namını taşıyan köyün
yoğurdu ilkbaharda çıkar, pek nefis
ve lezizdir” şeklinde tanımladığı Silivri
yoğurdu, I. Dünya Savaşı sonrasında
Marmara’da bulunan İngiliz Deniz
İstihbaratı kayıtla ında dahi göze
çarpmaktadır. 1920 yılı istihbarat raporunda ilçe hakkında “Silivri günlük
olarak İstanbul’a vapurlar aracılığıyla
peynir, tütün, bakliyat ve (mart ve
temmuz ayları arasında) yoğurt ihracatı
yapmaktadır” ibaresi, kentin
İstanbul’u besleyen üretim merkezlerinden biri olduğunu ve yoğurdun, ticareti yapılan mallardan biri haline geldiğini doğrulamaktadır. Kayıtlarda geçen zaman belirteci ise hammadde mevcudiyetiyle ilişkilendirilmektedir.
Zira, baharla beraber elde edilen süt
miktarının artması ve artan hava sıcaklıkları sayesinde yoğurt imalat
masraflarının düşmesi nedeniyle 20.
yüzyıl başındaki yoğurt üretiminin
mart-ağustos ayları arasında gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bunun yanı sıra üretiminde koyun sütü kullanılması ve sütün üretim aşamasında birden fazla kez kaynatılması, Silivri yoğurdunu diğer mahsullerden ayrıştırmaktadır. Bu bağlamda Silivri yoğurdunun özellikle Marmara havzasında ünlenmesinin nedeni, hammadde ve yapılış aşamasındaki farklılığın yanı sıra İstanbul’a olan görece yakınlığı olarak görülebilir. 20. yüzyıl
başlarına ait İstanbul kartpostallarındaki
seyyar yoğurtçuların taşıdıkları ürünün, Silivri’nin bu huhusustaki ünü ve


muğayeretinden bahs ile mezkur yoğurtların Silivri İskelesi’nde mevcud kayıkla ra tahmilen ve nöbet üsulüne tevfikan nakl ettirilmesi […] dermiyan
kılınmıştır” kararından Silivri’den
İstanbul’a yapılan yoğurt ihracatının
kayıklar aracılığıyla –yani deniz
yoluyla– yapıldığı ve bu nakliyatın
başlangıç noktasının Silivri İskelesi
olduğu bilgisi edinilmektedir. Erkân-ı
Harbiye-i Umumiye tarafından 1334
(1918) yılında hazırlanmış Silivri, Selimpaşa ve çevresini gösteren harita
(Şekil 3) incelendiğinde ise Silivri
merkezinin batı kıyısında görülen
çapa işareti ve denize doğru uzayan
kütlenin, Mülkiye Dairesi tarafından
onanan kararda adı geçen Silivri İskelesi
olduğu görülmektedir. Bunun
yanı sıra harita, güncel Silivri haritası
ile karşılaştırılarak, haritanın hazırlandığı
tarihlerde faal olduğu düşünülen
yoğurthanelerin konumları
tespit edilebilmektedir. Karayoluyla
yapılan taşımacılıkta yoğurdun üst
tabakasının sarsıntıdan zarar görebileceği
düşünüldüğünde, imalathane
ve iskele arasındaki yolu kısaltmak amacıyla yoğurthane yapılarının optimize
edilmiş yerlerde konumlandırıldıkları
görülmektedir. Üresin, yoğurdun yapılışını ele aldığı 1935 tarihli çalışmasında


Yapıların duvar örgüsü köşelerde
kesme taştan oluşurken, ara duvarlar
moloz taşla örülmüş ve 1,5 metrede
bir çifte tuğla sıraları ardında
gizlenmiş ahşap hatıllar tarafından
desteklenmektedir. 30-40 santimetre
kalınlığında olan bu duvarların
sıvasız ve badanasız, zeminin ise
kil veya toprak olduğunu belirten
Öztanrısever’in açıklamasına ek
olarak Üresin, çıplak zeminlerinin
yoğurthaneler içinde tozlu bir hava
oluşturduğunu, dolayısıyla bu yapıların
sıhhi ve verimli üretim açısından
sınıfta kaldığını belirtmektedir.
Yenileme öncesi fotoğraflar da Öztanrısever ve Üresin’in ifadelerini
destekler niteliktedir. Bu görsellerde
iç duvarlarda sıva uygulaması izlerine
rastlansa da, bu izlerin kümelenmiş
şekilde sadece belirli bölgelerde
gözlemlenebiliyor oluşu, sıva uygulamasının yapının imalathane işlevini yitirdikten sonra yapıldığına işaret etmektedir.
Bunlara ek olarak 1960’larda çekildiği
düşünülen hava fotoğrafları Piri
Mehmet Paşa Mahallesi’nin kuzeyinde
yer alan yoğurthane yapılarının
üç ve iki adet büyükçe bacaya sahip
olduğunu göstermekte, bu veri de
bahsi geçen yapıların üretim mahalli
olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır.
Buna karşılık güneydeki yoğurthane
yapısının herhangi bir bacaya
sahip olmadığı görülmektedir. Bunun
nedeni yapının kuzey cephesine bitişik
yerleştirilmiş ikinci bir mekânın
kazan dairesi işlevini görmesi olarak
yorumlanabilir.


yapılar olduğu görülmektedir. Zeminlerinin toprak, duvarlarının ise
sıvasız oluşu, binaların yoğurt imalatına
yönelik inşa edilmemiş olduğunu
düşündürtmekle beraber çeşitli
yapısal özellikleri, yoğurthane olarak
kullanılmalarını temellendirmektedir.
Örneğin yapıların gerekli en ve
yükseklikte olmaları, geniş kapıların
büyük boyuttaki kazan veya ürünlerin
mekâna giriş çıkışına müsaade
etmeleri (Şekil 10) ya da karşılıklı
yerleştirilmiş olan yüksek pencerelerinin
yoğurt imalatında gerekli hava
sirkülasyonuna imkân sağlamaları,
bahsi geçen yerlerin yoğurt üretim
mekânları olarak kullanılmalarını


taşınmakta olan yoğurt kaplarının biçimlerinin Silivri’ye özgü kaplarla uyum göstermesi nedeniyle Silivri yoğurdu olduğu düşünülebilir.
Zira Uyguç’un “Her yerin kendine mahsus nefis yoğurtları olduğu
gibi her yoğurdun da kendine
mahsus kabı vardır. Silivri yoğurdu
30 ila 35 santimetre eninde ve 6 ila
7 santimetre boyunda tenekelerde
[…] yapılır” şeklinde tanımladığı yoğurt
kaplarını Cemal Kozanoğlu Her
Yönüyle Silivri adlı eserinde “karavana”
olarak adlandırmakta ve bu
kapların kullanılmasını “yoğurdu
toprak çömlekler içinde İstanbul’a
göndermenin çok zor olması” ile ilişkilendirmektedir.
Silivri Yoğurthaneleri
Ekrem Rüştü Üresin’in 1935 tarihli Silivri Yoğurdunun Yapılışı ve Terkibi
Hakkında Araştırmalar adlı kitabında
ve Öztanrısever’in araştırmalarında
Silivri yoğurdunun Silivri dışında
Çatalca, Mimar Sinan ve Çorlu çevrelerindeki yoğurthanelerde de üretildiği; Yirminci yüzyılın ikinci çeyreğinde, bahsi geçen bölge bulunduğu belirtilmektedir. Bu araştırma ise salt Silivri Piri Mehmet Paşa Mahallesi’nde bulunan ve İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından yoğurthane binaları olarak tescillenmiş yapılara odaklanmaktadır.



yoğurthanelerin mekânsal bölümlenmelerinede değinmektedir. Yoğurthanelerin kazan ocakları kısmı ve karavana ocakları kısmı olmak üzere
iki ana bölümden meydana geldiğini
belirten Üresin, bazı yoğurthanelerin
tekil mekânlardan oluştuğun
ve bu iki bölümün bir arada işlediği
bilgisini de eklemektedir. İki bölümlü
olan yoğurthanelerde taş ve tuğladan
yapılmış olan kazan ocakları,
50 santimetre kadar yükselmektedir.
Sütün ikinci bir kez pişirildiği karavana
ocakları ise benzer bir şekilde taş
ve tuğladan yapılma, yaklaşık 50 santimetre yüksekliğindeki tezgâhlardan
oluşmaktadır. Duvar kenarında bulunduğu zaman tek taraflı, orta bölümlerde konumlandığında çift taraflı
olarak kullanılan ocakların üzerlerine
karavanalar yerleştirilmektedir.
Bazı yoğurthanelerde ise depo işlevi
gören üçüncü bir mekânın da yer aldığı
dile getirilmektedir.


kısımlarında kullanılan devşirme malzemeleri göstermektedir. Sütun başlığı ve korniş parçaları gibi bölümlerden alınan bu devşirme malzemelerin estetik kaygılardan dolayı yerleştirilmesinin yanı sıra her iki örnekte de ana girişin iki yanında çıkıntı oluşturan yüzeyler yaratmaları itibariyle,
bu yüzeylerin aydınlatma elemanı
gibi öğelerin asılarak yerleştirilmesi
amacıyla oluşturulmuş olabilecekleri
düşünülmektedir. Yoğurthanelerin Mekânsal Bölümlenmeleri Üzerine
Tüm bu veriler ışığında, yoğurthanelerin
kullanımları sırasındaki mekânsal bölümlenmelerine dair öneriler türetilmiştir. Küçük Hasfırın Sokak’ın en kuzeyinde bulunan yoğurthane binasının tefrişine dair üretilen temsili çizim görülebilir. Tekil bir mekândan oluşan
yoğurthanede, girişe yakın kısımda
istif/depolama alanı olduğu düşünülmektedir.
Tasarıya göre, imalatı tamamlanan yoğurt karavanaları ana girişe yakın bir bölgede depolanmaktadır. Depo bölgesinin hemen
ilerisinde, ortadaki taşıyıcı dikmelerin
zeminle birleştiği noktaları kapatacak
biçimde karavana ocaklarının
tezgâhlarının olduğu düşünülmektedir.
Tezgâhlar duvarla bitişik olduklarında
tek taraflı, ortada serbest olduklarında ise çift taraflı kullanıma uygun olarak tasarlanmıştır. Yerden 50 santimetre kadar yüksekte bulunan tezgâhlar, boylamasına, yoğurthane boyunca uzunmaktadır.

Çeşitli arşiv belgelerinden elde
edilen bilgiler harmanlandığında, yapıların
geç 19. yüzyıl ya da 20. yüzyılın
başlarında inşa edilmiş oldukları


meşrulaştırmaktadır. Bu bağlamda, incelenen yoğurthane
yapılarının Silivri yoğurdunun ün
kazanmasından önce de kullanılmış
olduğu düşünülmektedir. Yapım tekniği,
çatı örtüsü, pencere açıklıkları
ve söveleri bakımından yoğurthane
yapılarına benzer karakteristikte
olan sivil ve anıtsal mimari yapılarını Ondukuzuncu yüzyıla tarihlendiği bilinmektedir.

Tarihsel Bağlam
Silivri merkezinde bulunan yoğurthanelerin hangi yıl inşa edildiği bilinmemekle beraber Üresin, “Silivri
kasabası[nın] 40-50 yıldan beri yoğurtları
ile tanınmış” olduğunu belirtmekte,
Kozanoğlu ise 1930’lu yıllara
kadar Silivri’de yoğurthane olarak
kullanılmak amacıyla inşa edilmiş
yerler olmadığını, ancak 1870’li yıllardan
bu tarihe kadar yoğurdun ambar
benzeri yapılarda imal edildiğini
yazmaktadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde bulunan Silivri ve yoğurtçuluğa dair belgeler ise 1317-1323 (1899-1905) tarihleri aralığına denk gelmekte olduğundan, Silivri bölgesi özelinde 20. yüzyılın ilk yılları itibariyle yoğurt imalatının gerçekleşiyor olduğu sonucu çıkarılmaktadır.1970-1980 yıllarına ait fotoğrafın yoğurthanelere dair en eski görsel kaynak olduğu düşünülmektedir. Küçük Hasfırın Sokak’ın güney ucundan kuzeyine doğru bakan ve yoğurthane binalarının giriş
cephelerini gösteren bu fotoğrafta
binaların hasarsız bir şekilde ayakta
olduğu görülmekle beraber, tüm kapı
ve pencerelerin kapalı olması nedeniyle
imal sürecinin devamlılığına dair kesin veri elde edilememektedir.
25 Rebiyülahir 1323 (29 Haziran 1905)
tarihli, Silivri’den İstanbul’a yapılan
yoğurt nakliyatı hakkında Şura-yı
Devlet Mülkiye Dairesi tarafından
alınan “Tezkire-i mezkure meâlinde
Silivri kasabasındaki yoğurt tüccarı
reis ve taifesine itimadları olan
kayıklar marifetiyle yoğurtları
Dersaadet’e nakl etmekde oldukları
halde bunun nöbet usulüne


Aynı çalışmasında Üresin, yoğurthane
yapılarını “[…] dört duvardan
ibaret, üstleri kapalı bir yer olup
yükseklikleri, çatı ile beraber 5-8
metre kadar” olan, boyutları ise kapasitesine göre değişen yapılar olarak
tanımlanmaktadır. Bu bağlamda
Şekil 2’deki fotoğraf yoğurthane binalarının özgün hallerine dair bilgi
vermektedir: Kârgir yapılı ve kırma
çatılı binalar kiremit çatı örtüsüylekaplanmıştır; ahşap kapıları ve doğal taş söveli dikdörtgen pencere açıklıkları vardır. Farklı perspektiflerden
çekilmiş fotoğraflarda (Şekil 5) ise
kuzeyde bulunan yapıların pencere
açıklıklarının duvarların yüksek kısımlarında karşılıklı olarak yerleşmiş
olduğu görülmektedir. Pencerelerin
yüksekte ve karşılıklı konumlanmış
olması, yoğurdun üretim safhasında
elzem olan hava sirkülasyonunu yaratarak
yoğurthanelerin özellikle yaz
mevsiminde serinlemesini sağlamaktadır.
Bunun yanı sıra kapı ve pencere
boşluklarındaki yuvarlak kemerli
ve tuğlalı söve kullanımları, bölgenin
sivil ve anıtsal mimarisine katkıda
bulunan Ortaköy Aziz Dimitrios Kilisesi
(Şekil 6) ve Çanta Köyü’nde bulunan
Çantuğa Rum Kilisesi gibi
yapılarda da kendini göstermektedir.


ve 20. yüzyıl itibariyle yoğurthane
olarak kullanıldıkları sonucu çıkarılmaktadır.
Binaların, imalathane işlevlerini
kaybetmeleriyle birlikte 20. yüzyılın
sonlarında kafeterya ve atölye gibi
çeşitli amaçlar kapsamında kullanıldığı,
birtakım doğal afetler ve
bakımsızlık gibi sebepler sonucunda
ise bazı strüktürel bölümlerini yitirdikleri
bilinmektedir. 1996 yılında
“yoğurthane” olarak tescillenen yapıların
kuzeydeki ikisi günümüzde
tiyatro ve sergi salonu olarak restore
edilmiş olup, güneyde yer alan
yapının rekonstrüksiyon işlemleri
Mayıs 2017 itibariyle devam etmektedirYoğurthanenin arka ucuna yakın bölümünde ise kazan ocaklarının yer aldığı düşünülmektedir. Kazan ocaklarında kullanılan yakıtların yoğurthanenin arka bahçesinde saklanma ihtimali yüksek olduğundan, kazan ocakları yakacaklara yakın bölgede konumlandırılmıştır. Kazan ocaklarında üretilen isin ise ilkel bir tesisat düzeneği aracı aktarıldığı üşünülmektedir.
Son olarak kazan ve karavanaların
temizlenme işleminin arka bahçede
gerçekleştirildiği tasarlanmıştır.
Sonuç
Verimli tarım topraklarına sahip Silivri,
özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında
farklı teknikte ürettiği yoğurtlarıyla
ünlenmiş ve gerek Osmanlı
İmparatorluğu döneminde gerekse
cumhuriyetin kurulmasından sonra
İstanbul başta olmak üzere farklı
illere yoğurt ihracatı yapmıştır. Bunedenle Silivri yoğurdu üretiminin
gerçekleştirildiği yoğurthanelerin
Silivri ve çevresindeki kasabalarda
yoğunlaştığı bilinmektedir.
Ele alınan yoğurthane binalarının
yapısal özellikleri incelendiğinde,
yapıların dikdörtgen planlı kârgir


Sonuç olarak 1930’lu yıllarda salt Silivri özelinde sayıları onu aşan yoğurthaneler, endüstriyelleşen günümüz koşullarında sadece ismen korunur hale gelmiştir.
Kültür varlığı olarak tescillenmelerinden
yirmi yıl kadar sonra özgün işlevleri olan imalathane fonksiyonlarının canlandırılması yerine kent
kültürüne katkı sağlaması planlanan
mekânlar olarak yenilenmektedirler.
Gelecekte yapılacak çalışmalarda
Silivri Belediyesi’nin yoğurthane
yapılarının özgün fonksiyonlarının
korunması gibi ilerici bir girişime ön
ayak olması Silivri yoğurdu mirasını
yaşatmak adına olumlu bir adım olacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir